Single Blog Title

This is a single blog caption

Sedef Adası’nın 50 yıllık konukları

Dostlar adada buluşalım!” 50 yıl önce bu çağrıyla Sedef Adası‘na gelenleri çorak bir manzara bekliyordu. Sonra ağaçlar dikildi, aynı tip evler yapıldı, her yaz mehtabın tadı çıkarıldı. Üstelik İstanbul’a sadece yarım saat uzaklıkta…



Mehtapta Sedefadası

İstanbul’un simgesi gibi sıralanan Prens Adaları‘nın en küçüğü, en zarifidir o. Sırasıyla Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada uzanır, en sonunda da onu görürüz. Gündüzleri uzaktan bakıldığında sahilde hiç bina görülmediği için bilmeyenlere ıssız bile gelebilir. Ama güneş batıp, hava karardıktan sonra bir bir ışıkları görülmeye başlar, boş olmadığını anlarsınız. Üstelik bir de dolunay zamanıysa, o zarif, kalemle çizilmiş gibi düzenli ada, iyice gizemli bir hale dönüşür. Akşam belli bir saatten sonra da neredeyse karayla tüm bağı kesilir. Hep merak edilmiştir: Kimler yaşar? Nasıl bir düzen vardır orada? Neden oraya yerleşmek, diğer adalara olduğu kadar kolay değildir? Sabah plajına gelenler, neden güneş batmadan adadan ayrılmak zorundadır? Sedef Adası‘nın ‘özel’ bir ada konumunda olmasının tarihsel bir nedeni var. Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılır, Osmanlı’da da ilgi görmez. Kaynaklara göre Sultan Abdülmecid, adayı 1850’de damadı Fethi Ahmet Paşa‘ya hediye eder. Fethi Ahmet Paşa’nın soyundan Şehsuvar Menemencioğlu ve kardeşi Reyan Şehsuvaroğlu, 1956’dan itibaren adayı ağaçlandırıp yaşanılır hale getirir. Adanın ilk sakinleri, Şehsuvar Bey’in yakınları ve üniversiteden sınıf arkadaşlarıdır. Bir iki ev derken, 1960’tan sonra evlerin sayısı artar. Şehsuvar Bey’in 1986’da vefatından sonra da adanın sahipleri, Reyan Şehsuvaroğlu’nun çocukları Esra Bereket ile kardeşi Mehmet Birgen olur. İngiltere’de yaşayan ama her yaz adaya gelen Esra Hanım’ın iki yıl önce evinde verdiği partiye katılan ünlüler arasında Bo Derek, Ursula Andress, Sean Connery de vardır.

EV ALMAK KOLAY DEĞİL
Bostancı’dan kalkan, Heybeliada ile Büyükada‘ya da uğradıktan sonra Sedef‘e de gidecek ilk vapur olan saat 10.20 vapuruna, sanki Robinson’la tanışacakmış gibi heyecanla bindik. Heybeli ve Büyükada‘dan sonra vapurda kalan 10-15 kişiyle bir saat sonra Sedef‘teydik.



İskeledeki kulübesinde diğer adalarda olduğu gibi adı yazmıyor. Sadece sol tarafta, kayaların üstünde ‘Port Sedef’ yazılı bir tabela var. İskeledeki merdivenlerden çıkarken bir görevli tek tek yolcuları kontrol ediyor. Sonra bir film platosu kadar düzenli, temiz, selviler ve zakkumlarla çevrili küçük bir meydana çıkıyorsunuz. Özellikle selviler, üzerinde durulmayacak gibi değil; adanın neredeyse tüm dokusunu yansıtan bir figür. Meydanın tam karşısında, ağaçların arasından ‘bakkal‘ yazısı okunuyor. Adanın yegâne bakkalı olduğuna dikkat çekelim. Sağ taraftan, adanın tek halk plajı ve gazinosuna doğru bir yol uzanıyor. Meydanın solundan da adanın yine tek lokantası olan ve bu yıl ikinci sezonunu yaşayan Port Resort‘a gidiliyor. Ada sakinlerinin evlerinin olduğu özel bölüme geçmek yasak. Girebilmek için ya eviniz olmalı ya da misafir olmalısınız. O tarafa yöneldiğinizde, ‘özel bölüm, izinsiz girilmez’ yazan tabelanın önünde hemen bir görevli yanınıza yaklaşıp, kime geldiğinizi soruyor. Öyle sadece ismini söylemeniz de yeterli değil, soyadını bilmeli, hangi yolda, kaç numaralı evde oturduğunu da söylemelisiniz. Adada yaklaşık 100 ev var. Susuz, ağaçsız, ulaşımı zor, ‘cefalı’ denilen yıllarından sadece bir iki aile kalmış. İlk sakinleri, birer birer hayattan ayrılırken evleri çocuklarına kalmış. Onlar arasından da yurtdışına gidip dönmeyenler, evlerini satanlar olmuş. Sezonluk kiralanan ev sayısı çok az. Ama eğer ada hayatını sevdiğiniz için hayal ettiğiniz yazlık evi almayı düşünüyorsanız sakın o kadar kolay zannetmeyin. Önce ada sakinlerinin sizin orada yaşamaya uygun olduğunuza emin olması gerekiyor. Sonra da cebinizde en az 500 bin dolarınızın olması…

KUŞ SESİNDEN BAŞKA SES YOK
Sedef Adası Derneği‘nin yönetimi, adada yaşayanların hayatını kolaylaştırmak için her şeyi düşünmüş. Adada güvenlik, temizlik, taşıma, düzen onların sorumluluğunda. Her evden belli bir aidat toplanıyor ve bu hizmetler için kullanılıyor. Görünen o ki her şey ince ince planlanmış ve saat gibi işliyor. Ada sakinleri daha motordan iskeleye adımını atar atmaz karşılanıyor, küçük bir araca bindirilip evlerine kadar bırakılıyorlar. Ayrıca her gün evlere uğranılıp, ihtiyaçları sorularak ada bakkalından temin ediliyor. Adanın itfaiyesi ve sağlık ocağı da dernek tarafından temin edilmiş. Sedef Adası‘nı diğer adalardan ayıran en önemli özelliklerinden biri de fayton olmaması. Her evde bisiklet var. Bir de derneğin yönetimindeki akülü, küçük bir araç. Bütün taşımacılık onunla yapılıyor. Evler, üst üste dört ayrı yolda sıralanıyor. Her yolun arasında çamlar, zakkumlar yükseldiği için evler birbirini çok fazla görmüyor. Çakıl ve Taşlık adında iki özel plajları var. Fayton olmadığı için de çam, lavanta ve biberiye kokularından başka bir koku yok. Sokaklarda kedi, köpek görmek mümkün değil. Çünkü dernek, evcil hayvana izin verse de kuş, kelebek, sincap ve kaplumbağa dışındaki sokak hayvanları diğer adalara götürülüyor. Evlerden ne bağırış ne çocuk çığlığı ne de kulak tırmalayan gürültüde müzik sesleri duyuluyor. Sanki herkes kendi huzuru kadar başkalarının huzurundan da sorumlu. Ya da İstanbul’da hasret kaldığımız bülbül seslerinden başka bir sese izin yok. Kısacası Sedef Adası, gerçekten doğayı ve huzuru sevenler için daha çok uzun yıllar korunacak gibi görünüyor…


ADANIN ÜNLÜLERİ
İdil Biret, Gündüz Vassaf, Orhan Pamuk, Bennu Gerede, Yahşi Baraz, Ayşegül Sarıca, Prof. Arif Esin, Kerim Berkay

MUHİTTİN ÜLKÜ (PORT SEDEF’İN ORTAKLARINDAN)
Adada olmak bir yaşam tarzı Sedef Adası‘nın tek lokantası Port Sedef’in işletmesini iki yıldır Nişantaşı’ndaki Zazie‘nin sahipleri de olan Atilla Hünal ve Altuğ Birinci ile Muhittin Ülkü üstlenmiş. Haftanın yedi günü açık. 15 şezlongluk bir sahili de var. İstanbul ve diğer adalardan gelen müdavimleri özellikle tekne ve yat sahipleri. İki yıldır yazın adada yaşayan Muhittin Ülkü, eski İstanbul Yiyecek İçecek Grubu’ndan. Sekiz yıl Marmaris’te işletmecilik yapmış, doğa hayatını seviyor. Sabah 00.06’da kalkıp, güne, güneşin doğuşunu seyrederek başladığını söyleyen Ülkü, “Ticaretten çok bu adada olmak bir yaşam tarzı,” diyor: “Hem adanın keyfini çıkarıyoruz hem de burada bir yerimiz var. Ortağım Atilla Hünal’ın da burada evi var, hafta sonları geliyorlar. Çok huzurlu. İsteyen iskelesinden denize girebiliyor. Gelenler de ortam çok rahat olduğu için farklı bir zevk alıyor.”
Port Sedef‘in Akdeniz ağırlıklı mönüsünde et de balık da mevcut. Yedi gün kahvaltı var. Beyaz peynir, biberiyeyle ezilmiş olarak geliyor, balın içinde lavanta var. Mezelerden zeytinyağlı sarma, pilaki, su böreğinde iddialılar.

HABİL GÜRSOY (46 YILLIK ADALI, HALK PLAJINI, GAZİNOYU İŞLETİYOR, İNŞAATÇI)
KAPTANIN OĞLU, ADANIN HER ŞEYİ

Sedef Adası‘nın en sevilen simalarından biri Habil Gürsoy, 46 yıllık Adalı.




Sayın Habil Gürsoy sol baştaki beyefendi

Babası, Tahsin Kaptan, adanın en eski kaptanı. Beş yaşında başlamış adaya gelmeye. Adanın tek bakkalının işletmesini de onlar alınca, 11-12 yaşlarında çıraklığa başlamış. İktisat mezunu. Evli, iki çocuğu var. 1997’ye kadar adanın plajı ve gazinosunun ortağıymış. 12 yıldır tamamını o işletiyor. İnşaat işinin büyük bölümü de Gürsoy’un sorumluluğunda. Yazkış geliyor ve Sedef‘in adaların en güzeli olduğunu söylüyor: “Temmuzda kuşlar yavrular, her yerde kuş sesleri duyulur. Kimin yabancı olduğu bellidir. Bazen adadan gitmek istemeyen yabancılar olur. Onu motorla sahile bırakırız. Adanın lokantasını Nuran Hanım işletirken, Demirel’den Turgut Özal’a pek çok siyasetçi gelirdi. Her hafta sonu fasıl vardı.” Adanın düzeninin sırrını ise şöyle anlatıyor: “Şehsuvar Bey, adayı imara açtığında yedi tip ev belirledi. Arsa alınca bu yedi tip evin dışında yapamazsınız, belediye de izin vermez. Şehsuvar Bey evleri özellikle adanın serin tarafına yaptı.” Gürsoy, bu yıl İstanbul’dan plaja gelenlerin sayısının çok az oluşuna anlam veremiyor: “Ben yıllardır böyle bir şey görmedim.”

MELEK YAMANER VE KIZI AYDA SCOTT (49 YILLIK ADALILAR)
İLK YILLARDA YANDAN ÇARKLI VAPURLA GELİRDİK
Melek Yamaner, adanın ilklerinden… 49 yıldır her yaz geliyor. Eşi Cemal Bey, Şehsuvar Menemencioğlu’nun sınıf arkadaşı olduğu için onun teklifiyle gelmişler: “Biz Ankara’dayken, Şehsuvar Bey, ‘Sedef Adası’nda yerim var, arkadaşlarımı topluyorum,’ dedi. Biz de bir arsa aldık, inşaat başladı. İlk geldiğimizde beş ev vardı. O tarihte çok iptidai biçimdeydi evler. Ağaçlar yeni ekilmişti. Şimdi adanın çok güzel zamanı. Bütün imkânlar sağlandı, vapur işliyor, su geldi. Gençler çok şanslı. Biz eziyetini çektik. İlk yıllarda Tahsin Kaptan‘ın teknesiyle gelirdik. Sonra yandan çarklı vapurlar başladı.



Sedef Adası’nın eğlenmek için değil, kafa dinleme yeri olduğunu hatırlatan Yamaner“, eşi vefat ettikten sonra da adayı bırakmamış. Kızı Fransa’da, oğlu da Avustralya’da yaşıyor, ama onlar da yazın geliyor. Kendisini ziyaret ettiğimiz gün kızı Ayda Scott da yanındaydı. O da 17 yaşından beri geldiği Sedef‘in başka hiçbir adaya benzemediğini söylüyor: “Her yıl mutlaka üç hafta geliyorum. Adada çok mutlu yıllarımız geçti. Yurtdışından da gelen çok. Ama eskilerden pek kalan yok. Annem herhalde en eskisi artık adanın.” Adanın çok güvenli olduğunu söyleyen Melek Yamaner’in çok tek özlemi eski komşuları: “Eskiden herkes birbirini tanırdı. Ben artık yeni gelenleri tanımıyorum. Önümüzdeki ev meşhur heykeltıraş Zerrin Bölükbaşı’nın evi ama rahatsız olduğu için gelemiyor. Yanındaki ressam Ercüment Kalmuk’undu, vefat etti. İlk yıllarda bizimle birlikte Bölükbaşı, Kalmuk, İhsan Kent ve iki Musevi aile vardı. Piyanist Ayşegül Sarıca da adanın en eskilerinden.”

ADAGAZETESİ – SEDEFADASI Yaşam

Leave a Reply