Single Blog Title

This is a single blog caption

Marmara’nın gizli kahramanları: Hayalet Ağ Avcıları


Fotoğraf: Berge Arabian

Gırgır teknelerinin denizin dibinde terk edip bıraktığı kilometrelerce uzunlukta balık ağları karaya çıkararak, dipteki yaşamı kurtarmaya çalışıyorlar. Kimsenin üstlenmediği bu zorlu göreviyse hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak yapıyorlar. Büyükadalı
üç dalgıcı yakından tanımak için onlarla bir araya geldik.

Kurbağalıdere’deki ıslah çalışmaları tekrar başladığında, gemilere doldurulan balçık Yassıada‘ya dökülürken, o gemilerin peşinde dalgıç Serço Ekşiyan vardı. Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, Denizle Yaşam Koruma ve Çalışma Grubu’ndan Volkan Narcı ve Ekşiyan sayesinde kamuoyu aydınlandı. Ancak Ekşiyan’la iki dalgıç arkadaşı Ercan Akpolat ve Ekrem Başak‘tan oluşan Hayalet Ağ Avcıları’nın esas uğraşı farklı.

*Serço Bey, grubun ağabeyi olarak ilk sizi tanıyabilir miyiz?

Serço Ekşiyan: 1954 İstanbul doğumluyum. Küçük yaştan beri denize bir ilgim vardı. Kenardan köşeden balık tutarak başladım. 73 yılından beri de tüple dalış yapıyorum. Bu benim için bir yaşam tarzı. Özellikle Büyükada‘da yaşayarak bol bol dalış yapabildim. Denizin eski güzelliklerini hatırlıyorum ve günümüz için üzülüyorum, ama maalesef yapacak bir şey yok. Çünkü sadece denizin dibi değil her şey bozuldu. Şehrin üstü de bozuldu. Bunda çeşitli etkenler var. Ben bilim adamı değilim, kendi gözüme takılan şeyleri bilirim ve söylerim. Onları duyurmaya çalışıyorum. Deniz kendini yenilemeye çalışsa da yetişemiyor çünkü teknolojik imkanların ve aletlerin sınırsız kullanılması buna engel oluyor. En sonunda bu iş nasıl duracak? Bakacaklar ki artık balık bitti ve teknolojik imkanlar bir işe yaramıyor, terk edecekler buraları. Teknolojik imkanlar özellikle denizde sınırsız kullanılıyor.

*Sizin grubunuzun bir adı var mı?

SE: Hayalet Ağ Avcıları… Bu dünyada her yerde var, biz de bunun Adalar şubesiyiz. Üç kişiyiz. Benim vaktim bol olduğu için bu hayalet ağları tespit edip filme alırım. Sonra oturup bu görüntüleri izleriz. Ağların etrafına tespit ettiğimiz yerlere bidonlar bağlarız. Hepimizin vakti olduğu, buluşabileceğimiz bir gün bağladığımız bidonların içerisine hava basarız. Hava basınca bidonlarla birlikte ağ da yükselir. Bunu gönüllü bir şekilde yapıyoruz. Şimdi de güncel bir konu haline gelince, sizler gibi ilgilenenler olunca, sağ olsunlar duyarlı insanlar tarafından da duyurulursa iyi olur diye düşünüyoruz. Denizin dibinde görülmeyen en büyük tehlikelerden biri terkedilen hayalet ağlar. Balıkçılar da bu ağları takmayı istemez tabii. Ama avlanma usulleri yasal olsa da yanlış yapıyorlar. Kaza yapıyorlar ve ağları da aşağıda bırakıyorlar. Akşam onlar yırtılan ağlarını tamir edip ertesi gün devam ederler ama bu ağlar aşağıda kalır. Biz görüp bunları çıkartalım diyoruz ama yine takıyorlar. Çıkarttığınız ağlar ne oluyor dersen, önceden eşe dosta ve ihtiyaç sahiplerine veriyorduk artık Anadolu’ya gönderiyoruz. 2 bin metredeki bir dağ köyünde domates ve biberleri korumak için tahta kazıkların üzerlerine örtüyorlar bu ağları. Bir nevi geri dönüşüm yapılmış oluyor böylece. Bunlar ücret karşılığında yapılmıyor, para versen karşılayamazsın. Bunu parayla yapanlar oldu, yüzeysel bir şov yaptılar geçtiler gittiler. Kendi köylerimize götürüyoruz. En son bir tane ağ gönderdik 1200 metre.



*Ercan Bey siz nasıl başladınız bu işlere?

Ercan Akpolat: Benim ustam, bu işleri bana öğreten Serço Ağabey’dir. Denize tutkun olduğum için yirmi senedir sayesinde dalış yapıyorum. Serço Ağabey yaşadığı yeri seven çevreci biridir. Ben de aynı şekilde doğayı çok seviyorum. Dostluğumuz başlayınca beraber dalışlara başladık. Gırgır ağlarını çıkarmak çok basit görünebilir ama gerçekten çok tehlikeli. Bazen birbirimizi görmeyiz, o çekim yaparken ben başka yerde olurum. Ağların takıldığı yerlerde birbirimizi göremeyiz ama biliriz ki en sonda çıkışta buluşacağız. Birbirimize güvenimiz tamdır ve özellikle derin dalışlarda bu çok önemli bir şey. Serço Ağabey merakından deniz altındaki canlıları da incelemeye başladı. Üniversite hocalarının projelerine destek verdi. Denizin dibinde canlıların iyice azaldığını ve yok olduğunu gördük. Bunu da denizin altında yer alan resiflere yerleşen canlıları gözlemleyerek anladık. Göç balıkları var, yerli balıklar var. Bunların gitgide azaldığını gördük. Denize indirdikleri ağlar bazen 100-200 metreyi buluyor. Tabii bu da zarar veriyor. Attığım taş ürküttüğüm ördeğe değer misali ağları bu doğal resiflerin etrafında çeviriyorlar. Tabii o ağı çıkaramayıp terk ediyorlar. Doğal resifler ağlarla kaplanmış oluyor ve o göç balıklarının göç döneminde gelip konaklayacağı yerler kapanmış oluyor. Yerli balıklar da zaten yerleşemiyor. Karagöz, lipsos, sinarit, fangri, mercan, bunlar yaşıyordu ama çok azaldı. Balık geliyor ilk sene resif kapalıysa sonra gelmiyor. Balığı yumurtlamadan avlıyorlar. Balığa elektro şok uyguluyorlar. Eskiden sadece bulunduğu yerde balığı çeviriyorlardı, şimdi 4 km uzaktaki balık topluluğunun üstüne gidiyor. Serço Ağabey ile ağları toplamaya iniyoruz. Bu ağları tonlarca kurşunla batırıyorlar. Teknenin plakasını alıp cezai yaptırım uygulayacaksın ki o ağı çevirmeyecek.

SE: Ağ aşağı inene kadar balık kaçar diye kurşun boylarını büyüttüler. Bu şekilde balık kaçmadan yakalayabiliyorlar. İşte bu nedenle bu kurşunların üzerine veya levhalar üzerine teknelerin plakaları yerleştirilecek ki böylece kime ait olduğunu anlayabileceksin. Bunun cezai müeyyidesi olmalı ya da adam taktığı zaman çağırmalı dalgıçları kurtarmalı. Bazı büyük gırgırların kendi bünyesinde çalıştırdığı dalgıçları var, malzemeleriyle beraber. Takmaktan öte pervanesine sardığı zaman ya da başka bir sorun olduğu zaman kendi bünyesindeki dalgıçla işini halleder. Eskiden o ağları çıkarttırırlardı çünkü ağ kıtlığı vardı. Şimdi ağ bolluğu var, her şey bolluktan…



*Siz bu ağları ilk ne zaman gördünüz?

SE: Önceden keyif için, fotoğraf ve film çekmek için dalış yapıyorduk. Bunların ağları bırakıp gittiğini ben düşünememiştim. 2000’li yıllarda keşfettim. Her zaman gittiğim bir taş vardı, bir gideyim, bakayım dedim, bir baktım ki her taraf ağ olmuş ve hep eski ağlar. Oraya uzun zamandır gitmiyordum. Eskiden orada mercan tarlaları vardı ki bu mercanlar imzalarla koruma altına alınmış mercan türleriydi. Maalesef hepsi dümdüz oldu. Ağlar hep kırmış mercanları. Sonra ben başladım sırasıyla taşları gezmeye. Bütün taşları gezmeye başladım ve hepsini tespit ettim, filmini de çektim. Eskiden kasete çekerdim şimdi karta çekiyorum. Şimdiye kadar parça parça 9 bin metre ağ çıkardık toplamda.

*Size yardım eden başka kimse yok mu?
EA: Size yardım edelim diyenlerin hepsi reklam peşinde koşuyor. Ekranda reklamını görürler bir daha uğramazlar, bu tarz durumlarla çok karşılaştık.
SE: Denetleme yok, yapılacak çok şey var. Ben bilim adamı değilim. Denizi seven ve balıkçılığı az çok bilen birisi olarak yapılanların adil olmadığını düşünüyorum, kötü bir gidişat var. Bunu çözebileceğiniz en basit yöntem gırgırların boylarını küçültmektir. Yaparsın 20 metre gırgır, ağ boyu ve ağ derinliğini de sınırlarsın, herkes eşit olur. Böylece iş serbest ticaret yerine serbest cinayet haline dönüşmemiş olur. Balık o kadar azaldı ki 80-90 metre iş yapan troller bile şu an hacizli durumda, beter olsunlar. Devlet şimdi bir düzenleme getirdi.



*Siz ağları kaldırdıktan sonra canlı yaşamının tekrar başladığını görüyor musunuz?

SE: Tabii görüyoruz. Ağı kaldırdığımız zaman hayat yavaş yavaş tekrar geliyor. Kırık mercanlara kıyısından köşesinden yerleşen birkaç tane balık varsa hemen büyümeye başlıyorlar. Ta ki gırgırlar gelip tekrar bozana dek. 2012-2016 arasında avcılığı düzenleyen yönetmelikte bir harita vardır. O haritada Adalar bölgesinin avlanmaya yasak bölge olduğu belirtilir. Tek istediğim gırgırların küçültülmesi ve eşit şartlarda avlanmak. Bu yasak ilk yılında gayet iyi işledi. Örneğin çinakoplar büyüdü sarıkanat oldu, neticede oltayla tutulur hale geldiler. Mayıs ayına kadar oltacılık yapıldı. Daha önceleri buralarda oltacılar, gırgırların yoğunluğunda gezemezlerdi. Keza bu yıl da Mayıs ayına kadar olta balıkçılığı yapıldı. Ama ne olduysa gırgırlar gözlerini karartıp bir anda yasaklı bölgede avlanmaya başladılar. Sedefadası‘nın kıyısını bitirdiler. Ama hiç kimse ceza almadı.

*Dolgu yapılan alanların etkisi nedir?

EA: Küçükyalı’dan Maltepe’ye 3 kilometre sahil yolu yaptılar. Bu sahili doldurma işlemi sırasında hep balıkların yuva alanları yok edildi. Aynı şekilde Kurbağalıdere’den gelen atıkları buraya bırakıyorlar. Doğanın dengesi alt üst olmuş durumda. Aynısını Avrupa’da yapsalar yer yerinden oynar. Olası bir İstanbul depreminde o doldurulan alanlardan eser kalmayacak. Kimi kime şikayet edeceğiz ihaleyi yapan devlet, pisliği buraya döken yine devlet.



‘Ambarlı – Pendik doğalgaz hattı tehlike altında’

*Adalar bölgesinde alınan av yasağı kararının hiç olumlu etkisi olmadı mı?

EA: Asıl resiflerin bulunduğu bölgelerin yasaklanması gerekiyor. Bütün bu bölgenin tamamı serbest. Bu yasağın gelme sebeplerinden birisi de adaların elektriği, suyu, doğalgazı hep bu denizlerin altında geliyor olması. Burada avlanılması bu hatlara da zarar veriyor. Biz günlerce elektriksiz kaldığımızı biliriz. Her türlü zarar veriyor ada halkına. Acilen yasaklanması lazım.
SE: En büyük tehlike bizim adanın güneyinden Ambarlı’dan çıkan Botaş’ın doğalgaz boru hatları. Bu hatlar döşenirken sağına ve soluna 1,5 metre küplük beton bloklar kondu. Ambarlı-Pendik hattına aralıklarla bu bloklardan döşendi. Bu bloklar denizcilik haritalarında belirlendi ve çevresinde balık avlamak yasaklandı. Fakat gırgırlar bu bölgede avlandıklarında ağlarına bu beton bloklar takılıyor ve hattı koruma özelliklerini yitiriyorlar. Ben bu beton bloklara sahil boyunca farklı yerlerde rastlıyorum ve üstünde gırgır ağları dolanmış durumda. Suçun delili de var yani. Sivriada ve çevresinde de çok fazla beton bloka rastlanıyor. Bu doğalgaz hattı adeta alarm veriyor. Yeni bulduğum bir blok var, üzerinde ağlarla, bırak boru hattını kendini koruyamaz halde duruyor.

*Buna benzer, yine gırgır teknelerinin sebep olduğu tehditler var mı?
SE: Pis su atık hattı var. Bu hatta da gırgırlar ağlarını takmış. Kendini kurtarmış ama boru köşeli düşünce tıkanmış. Burada Adalar’da bu borunun tepme yeri var, oradan tepti hepsi. Aylar sürdü yapılması.

ADAGAZETESİ – Adalar Deniz

Leave a Reply